Sanırım 21 yüzyılın en masum görünümüne sahip ama en acı verici problemi; sahte . Aslında “samimiyet” özü itibariyle sevilesi ve hatta kucaklanıp bağra basılası bir kavramdır. Oysa günümüzde insanoğlunu kocaman bir karanlığa iten, sosyal bir varlık olarak yaratılmasına rağmen kuru bir yalnızlığa mahkûm eden şifa görünümlü zehir. Birçoğumuzun tanımlayamadığı bu güç durum, öyle sinsice yayılmış ki hayatımıza normalleşme sürecini bile kazanmış. Kendi ellerimizle bu sahte kelimenin yüzüne ‘sosyallik’ maskesini takmış ve ete kemiğe büründürerek aramızda salınmasına izin vermişiz. Öyle ki eylemlerimizin ağzını burnunu kırmış, ikiyüzlü birer serseri haline getirmiştir.

Sahte para, sahte ilaç, sahte gıda, sahte diploma, sahte yakınlıklar, sahte samimiyetler ve hatta sahte bilim piyasaya SAHTE-kar insanlar kazandırdı. Diziler, filmler, reklamlar, dergiler, hınca hınç dolu kafeler, şen kahkahaların uçuştuğu, ölü ruhların toplanıp canlı bedenlerin canına okuduğu, çok gürültülü, az insaniyetli, pek eğlenceli mekânlar bizi saçıp savurdu.  Özümüzden koparıp taklitlerde can buldurdu.

Doğal olan her şeyden koşar adım kaçar ve hatta tiksinir olduk. Sanki yemin etmiş gibiyiz doğal olan ne varsa kökünü kazımaya. Evlerimiz, sokaklarımız, giyim kuşamımız ve konuşmalarımız ne kadar doğallıktan uzaksa okadar medeni ve modern oldular. Doğala yakın olan ne varsa da demodelik ve ilkellikle denk görüldü. Mesela canımız sıkkın değilse yağmurun bile bizi ıslatmasına müsaade etmedik, burnu akmış bir çocuk iğrendirdi bizi, toza toprağa dokundurmadık çocuklarımızı, ölümüne sildik ayakkabılarımızı, hijyenik mendille ellerimizi,  doğa ile buluşmak için gittiğimiz pikniklerde bile sandalyeye oturmayı seçtik, yosunlu bir çeşmeden akan suyu hor görüp yerine kağıt peçetelerimizin “can kurtaran krallığını” kurduk. Yanılıyor muyum? Sahte şeyleri tüketmekten sahtelik sindi sanki içimize. Kendi halinde saf-doğal birini gördüğümüzde bile bu bizi ikna etmedi. Kesin bi bit yeniği vardı ve kesin kirli bi tarafı. Bu kadar masum olunamazdı ve kendiliğinden bu kadar mutlu. Çünkü olunsaydı biz olurduk!

Şöyle konuşmalıyım, böyle giyinmeliyim,  güçlü görünmeliyim, sesimi çıkarmalıyım, girdiğim ortamda fark edilmeliyim, posta koymalıyım, rol kesmeliyim, kimseyle iletişimi koparmamalıyım, herkesle takılmalıyım, sevmesem de katlanmalıyım, yapmalıyım, etmeliyim, daimi olarak oynamalıyım hayata..  Kendime yabancı, millete aşikar olmalıyım..

Peki ama nereye kadar?

Tüm bu yapmacıkların bir adım önüne geçen kazandı. Huzuru buldu ve doğallıkta. Kendi olmanın mutluluğunu yaşattı zirvelerde.

Yazar: Polyana

Gece...
Sanal Müslüman ve Ramazan

admin

Görüş, Öneri, İstek ve Şikayetleriniz için, neptunlu.net@gmail.com

GERİ BİLDİRİM

*