Lüle taşından gerdanlığa gücüm yetmemiş,
Sana Sapanca’dan bir sepet elma almışım..”

 

 

 

Samimiyetin ve sadeliğin taçlandığı dizelere merhaba.. Valla güzel demiş şair. Sağı solu, her biryanı içtenlik kokan bu sözler, her duyulduğunda biraz buruk ama umut dolu bir tebessüm oluşturuyo insanın yüzünde..

Bizi en çok yine biz mi üzüyoruz bilmiyorum.. Baksana mutluluğun formülünü bulmuşlar; klişelikten kurtul, sevgini bile özgün yaşa! Zaten böylesi hem daha samimi hem de daha özgürlük dolu.

Dizilerin, filmlerin, hatta reklamların kısaca TV’nin özgürlük adı altında bize sunduğu tek tip modeli aksine bizi tutsaklaştırmakta. Ne yiyeceğimize, nasıl giyineceğimize, nerelerde oturup kalkacağımıza, eşimize, dostumuza, arkadaşlarımıza nasıl davranacağımıza bi nevi onlar karar vermekte. Böyle deyince de insanın kulağı tırmalıyo ve küçük çapta bi rahatsızlık oluşturuyo farkındayım. Ama önyargıyı bırakıp kendimizden yola çıkarak etrafımıza da şöyle bi göz gezdirdiğimizde fazlasını bulacağımızdan eminim.

Sahiden hayatımızı TV’nin ve sosyal medyanın etkisinde kalmadan kendimiz mi şekillendiriyoruz? Ya da bahsi geçen şeyler bu kadar hayatımızın içinde olmalı mı? Elbette ki insan içinde bulunduğu zaman diliminin etkisi altında kalır. Ama bu etkiyi de inanç ve kültür süzgecinden geçirmeli değil miyiz biraz? Nasıl ki bize ait olmayan bir giysi üzerimizde iğreti ve komik duruyorsa, bize ait olmayan değer yargıları ve beraberinde gelen yaşam şeklide bir o kadar abes duruyo üzerimizde. Çünkü mütevazi, şükür dolu, tevekkülcü, gülümsemesi bile ibadet sayılan bir inancın ve kültürün çocuklarıyken mutlu olmak için sürekli somut sebeplere ihtiyacımız yok bizim.

Misal; anne baban karne hediyesi tablet alıyosa mutlusun, eşin bilmem nereye yemeğe götürüyosa mutlusun, arkadaşın sana şu sürprizleri yapıyosa ooo musmutlusun . Şu markayı giyebiliyosan sevinçten uçmalısın vs..vs.. Bu mu yani? Niye kalıp çiziyoruz ki kendimize? Belki ben annem en sevdiğim yemeği hazırladığında daha mutlu oluyorum, babamla yürüyüşe çıktığımda, arkadaşımla aynı anda aynı şeylere güldüğümde yada eşimle demli bi ikindi çayı içtiğimde..Hepimizin aile yapısı, yaşam şekli, ekonomik durumu ve beğenileri bir değil ki mutluluk ya da üzüntü sebeplerimizde moda moda bir olsun. Bizim mutluluk sebeplerimizi niye başkaları belirlesin ki? Hem de arkadaşın dediği gibi o kadar ustalıkla ve çaktırmadan sunuluyo ki bu düşünce tarzın bize, bu düşünme tarzının ve tercihin tamamen kendimize ait olduğunu sanıyoruz. Oysa kendimizi yine en iyi kendimiz tanırız, neye üzülüp neye sevineceğimize de bi zahmet kendimiz karar verebilelim. Bu kadar mı zor küçük şeylerden mutlu olmak ve milletin gözüne sokmadan yaşamak. Kıymetini üzerindeki etiketinden ya da toplum içerisinde bilinmesinden değil de “düşünülerek yapılmasından alsa mutluluk sebebi olmuyo mu o iş??

”Yaşamak bu kadar zor ve karmaşık olmamalı. Her şey tüketim aşkı üzerine kurulmamalı. Kendimizi biraz daha tanıyarak ve biraz daha fazla düşünerek depresyonlardan depresyon beğenmeyeceğimiz kanaatindeyim. Yıkılsın tüketim krallığı ve yerin dibine girsin göstermelik her şey.

ZENGİNLİK HALİi; ben bir sepet elmanın iyileştirici gücüne inananlardanım..

Yazar: Polyana

Birlik Olmak mı? Kimin Emriyle? Nerde?
Gönül pusulası

admin

Görüş, Öneri, İstek ve Şikayetleriniz için, neptunlu.net@gmail.com

GERİ BİLDİRİM

*